<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>gulcanla</title>
        <description>Mevlana
</description>
        <link>http://gulcanla.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Tue, 10 Nov 2009 02:59:13 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>MEVLANA</title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/mevlana_11619151.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/mevlana_11619151.html</guid> 
            <description>




&quot;Gene gel! gene gel! her ne isen gene gel! kafirsen, atese tapiyorsan, puta tapiyorsan da, gene gel, Bu bizim dergahimiz umutsuzluk dergahi degil, Yüz kere tövbeni bozmussan da gene gel!&quot;

&amp;nbsp; 
Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyimBen Hz.Muhammed'in ayağının tozuyumBiri benden bundan başkasını naklederse
Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim... 


Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınızBizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir...Güneş olmak ve altın ışıklar halinde Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdimGece esen ve suçsuzların ahına karışan Yüz rüzgarı olmak isterdim....
Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap... 

Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyizŞu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz... 

&amp;nbsp;Hayatı sen aldıktan sonra öl...</description>
            <pubDate>Sun, 23 Mar 2008 00:02:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>HZ. MEVLANA'NIN SAHSIYETI </title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/hz-mevlana-nin-sahsiyeti_11618741.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/hz-mevlana-nin-sahsiyeti_11618741.html</guid> 
            <description>HZ. MEVLANA'NIN SAHSIYETI Dış Görünüşü Mevlana, sararmis yüzlü ve ince vücutlu idi. Bu sararmis ve zayif bünyesinde öyle bir nur ve heybet vardi; gözleri o kadar keskin ve çekici idi ki, kimse dikkatle bakamazdi. Mevlana basina, bilginlere mahsus bir sekilde sarik sarar, taylasan (sariktan sarkan uç) birakirdi. Sirtina da bilginlerin giydikleri gibi bol genis kollu bir hirka giyerdi. Sems'in kaybolmasindan kirk gün sonra, ömrünün sonuna kadar, beyaz sarik yerine duman renkli bir sarik sardi ve Yemen ile Hint kumasindan yaptirdigi fereci (gögsü açik uzun kollu cübbe) giydi. Hazret-i Mevlana'nin Tasavvufu Mevlana'nin tasavvufu, hiçbir zaman bir bilgi sistemi yahut hayali bir idealizm degildir. Onun tasavvufu, irfan tahakkuk, ask ve cezbe aleminde olgunlasmadir. Mevlana, daima hayatin gerçeklerini görür, hayatin bütün gerçeklerini kabul eder, ondan el etek çekmez. Miskinligi, hayattan el etek çekmeyi reddeder, hayati, hayatin içinde yasatir. Onun dünyayi tarifi, bize, onun tasavvufunu açiklar: &quot;Dünya nedir? Allah'tan gafil olmaktir. Kumas, para, ölçüp tartarak ticaret yapmak ve kadin; dünya degildir. Din yolunda sarf etmek üzere kazandigin mala, Peygamber, &quot;Ne güzel mal&quot; demistir. Suyun gemi içinde olmasi geminin helakidir. Gemi altindaki su ise gemiye, geminin yürümesine yardimcidir. Mal, mülk sevgisini gönülden sürüp çikardigindadir ki Süleyman Peygamber, ancak yoksul adini takindi. Agzi kapali testi, içi hava ile dolu oldugundan derin ve uçsuz bucaksiz su üstüne yüzüp gitti. Iste yoksulluk havasi oldukça insan, dünya denizine batmaz, o denizin üstünde durur. Bütün bu dünya, onun mülkü olsa bu mülk, gözünde hiçbir sey degildir.&quot; Hazret-i Mevlana'nin Tasavvufunda Gaye Mevlana'nin tasavvufunda gaye, kulluk ve yokluktur. Dolayisiyla hakiki padisahl...</description>
            <pubDate>Sat, 22 Mar 2008 23:37:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Mustafa Kemal ATATÜRK ve MEVLANA</title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/mustafa-kemal-ataturk-ve-mevlana_11618581.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/mustafa-kemal-ataturk-ve-mevlana_11618581.html</guid> 
            <description>
Mustafa Kemal ATATÜRK ve MEVLANA
Yıl 1922... Kasım ayının 1'i... Büyük önder, büyük devrimci, Türk milletinin başöğretmeni ve dünya ülkelerinin gelecekte kendisini örnek alacağı seçilmiş insan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi' ndeki konuşmasını yapmak için kürsüdeki yerini alıyor. O şimşekler çakan gözleri ile arkadaşlarına bakıyor ve konuşmasına şu cümle ile başlıyor: &quot;Efendiler! Tanrı birdir, büyüktür...&amp;#8221;. Evet, o büyük insan gerçek bir dindardı. Belirli çevrelerin daha baştan itibaren Atatürk&amp;#8217;ün sözde dinsiz ve dine karşı olduğunu yaymak istemelerine rağmen, o laik zihniyete sahip &amp;#8220;dindar&amp;#8221; bir kişiydi. O, kalıplara sığmayan, şekilcilikten uzak, gösteriş içermeyen ve Hz.Muhammed'in buyurduğu &amp;#8220;yüksek ahlak&amp;#8221; üzerine kurulmuş dinin aşığıydı. O İslamiyet&amp;#8217;in kaynağındaki saf şekline bağlıydı.
29 Ekim 1923&amp;#8217;de Fransız yazar Maurice Pernot&amp;#8217;ya verdiği demeçte bu saflığı kendisi şöyle tanımlıyor: &amp;#8220;Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Hakikate bizzat nasıl inanıyorsam dinime de öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye&amp;#8217;ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni itikatlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaktır.&amp;#8221;
...</description>
            <pubDate>Sat, 22 Mar 2008 23:57:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Hazret-i Mevlana'nin Hayati </title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/hazret-i-mevlana-nin-hayati_11617561.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/hazret-i-mevlana-nin-hayati_11617561.html</guid> 
            <description>Hazret-i Mevlana'nin Hayati Mevlana'nin asil adi Muhammed Celaleddin'dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasina gelen Mevlana ismi O'na daha pek genç iken Konya'da ders okutmaya basladigi tarihlerde verilir. Bu ismi, Semseddin-i Tebrizi ve Sultan Veled'den itibaren Mevlana'yi sevenler kullanmis, adeta adi yerine sembol olmustur. Rumi, Anadolu demektir. Mevlana'nin, Rumi diye taninmasi, geçmis yüzyillarda Diyar-i Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet oturmasi, ömrünün büyük bir kisminin orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasindandir. Dogum Yeri ve Yili Mevlana'nin dogum yeri, bugünkü Afganistan'da bulunan, eski büyük Türk Kültür merkezi Belh'tir. Mevlana'nin dogum tarihi ise 30 Eylül 1207 (6 Rebiu'l-evvel, 604) dir. ...</description>
            <pubDate>Sat, 22 Mar 2008 23:36:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Hayatı-1</title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/hayati-1_11616881.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/hayati-1_11616881.html</guid> 
            <description>Hayatı
Mevlâna (1207-1273)
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. 
Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında &quot;Bilginlerin Sultanı&quot; ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. 
Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı. 
Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. 
 
Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra...</description>
            <pubDate>Sat, 22 Mar 2008 23:34:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Mevlana'nın Eserleri</title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/mevlana-nin-eserleri_11616541.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/mevlana-nin-eserleri_11616541.html</guid> 
            <description>Mevlana'nın Eserleri
Mesnevi 
Mesnevi klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım türüne Mesnevi adı verilmiştir. Uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi türü tercih edilirdi. 
Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir türü ise de, &quot;Mesnevi&quot; denildiği zaman akla &quot;Mevlâna'nın Mesnevi'si&quot; gelmektedir. 
Mevlâna Mesnevi'yi Hüsameddin Çelebi'nin isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram'da gezerken, oturuken, yürürken, hatta semâ ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin de yazarmış. 
Mesnevi'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunulan en eski Mesnevi nüshasına göre beyit sayısı 25618 dir. 
Mesnevi'nin Vezni: Fâ i lâ tün - fâ i lâ tün - fâ i lün 'dür. 
Mevlâna 6 ciltlik Mesnevi'sinde tasavvufi fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır. 
...</description>
            <pubDate>Sat, 22 Mar 2008 23:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Mevlana Müzesi</title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/mevlana-muzesi_11615871.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/mevlana-muzesi_11615871.html</guid> 
            <description>Mevlana Müzesi
Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlâna Dergâhı'nın yeri, Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna'nın babası Sultânü'l-Ulemâ Bâhaeddin Veled'e hediye edilmiştir. 

Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmiştir. Bu defin gül bahçesine yapılan ilk defindir. 
Sultânü'l-Ulemâ'nın ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna'ya müracat ederek babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini söylemişlerse de Mevlâna &quot;Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur&quot; diyerek bu isteği reddetmiştir. Ancak kendisi 17 Aralık 1273 yılında vefat edince Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled Mevlâna'nın mezarı üzerine türbe yaptırmak isteyenlerin isteklerini kabul etmiştir. &quot;Kubbe-i Hadra&quot; (Yeşil Kubbe) denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine 130.000 Selçukî dirhemine Mimar Tebrizli ...</description>
            <pubDate>Sat, 22 Mar 2008 23:24:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Tilâvet Odası&amp;Huzûr-ı Pîr (Türbe)&amp;Semâhâne&amp;Mescid </title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/tilavet-odasi-huz-r-i-p-r-turbe-semahane-mescid_11615791.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/tilavet-odasi-huz-r-i-p-r-turbe-semahane-mescid_11615791.html</guid> 
            <description>Tilâvet Odası 
Tilâvet Arapça bir kelime olup,Kur'an-ı Kerim'i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma anlamına gelir. Geçmişte bu oda da Kur'an-ı Kerim okunulduğu için buraya tilâvet odası denmiştir. Halen Hat Dairesi olarak kullanılmaktadır. 
Hat Dairesi'nde Mahmud Celaleddin, Mustafa Rakım, Hulusi, Yesarizâde gibi devirlerinin meşhur hattatlarının levhaları yanında, Sultan II. Mahmud'un yazdığı altın kabartma bir levha da yer almaktadır. Gümüş kapı üzerinde teşhir edilmekte olan Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi'nin hattı ile yazılmış olan Molla Cami'ye ait Farsça beyitte şöyle denilmektedir. 



Kabetü'l-uşşâk bâşed in mekamHer ki nakıs amed incâ şod temam 
(Bu makam aşıkların kâbesi oldu. Buraya noksan gelen tamamlanır) 
Huzûr-ı Pîr (Türbe) 
Türbe salonuna Sokullu Mehmet Paşa'nın oğlu Hasan Paşa'nın 1599 yılında yaptırdığı gümüş kapıdan girilir. Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna'nın meşhur eserlerinden...</description>
            <pubDate>Sat, 22 Mar 2008 23:22:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Halı Kumaş Bölümü - Derviş Hücreleri </title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/hali-kumas-bolumu-dervis-hucreleri_11615591.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/hali-kumas-bolumu-dervis-hucreleri_11615591.html</guid> 
            <description>Halı Kumaş Bölümü - Derviş Hücreleri 
Mevlâna Dergâhı'nın ön avlusunun batı ve kuzey yönünü çevreleyen, her birinde birer küçük kubbe ve baca bulunan 17 hücre bulunmaktadır. Bu hücreler Padişah III. Murat tarafından 1584 yılında dervişlerin ikameti için yaptırılmıştır. 
Bu hücrelerden giriş kapısının sağında kalan dört hücre, halen gişe ve idare binası olarak kullanılmaktadır. Girişin solunda kalan 13 hücrenin baştan iki tanesi postnişîn ve mesnevîhân hücresi olarak, orijinal eşyaları ile teşhir edilmiştir. 
En sondaki iki hücre ise değerli kitap koleksiyonlarını müzemize hediye eden Rahmetli Abdülbakî Gölpınarlı ile Dr. Mehmet Önder'in kitaplarına tahsis edilmiştir. Halen kütüphane olarak hizmet vermektedir. 
Diğer 9 hücrenin ara duvarları kaldırılarak birbirine bağlı iki büyük koridor elde edilmiştir. Bu koridorlardan birinde ülkemizin Kula, Gördes, Uşak, Kırşehir gibi yörelerine ait tarihi halıları, diğer koridorda ise Konya İli'ne bağlı, Ladik, Karaman, Karapınar, Sille gibi yörelerde dokunmuş tarihi halılar sergilenmektedir. 
Bu hücrelerin koridora açılan pencere ve kapı boşluklarına yapılan vitrinlerde ise Mevlevî etnografyasına ait pazarcı maşası, mütteka, nefîr gibi dergâhtan müzeye nakledilen tarihi nitelikteki eşyalarla, müze koleksiyo...</description>
            <pubDate>Sat, 22 Mar 2008 23:21:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Galata Mevlevihanesi </title>
            <link>http://gulcanla.blogcu.com/galata-mevlevihanesi_11615451.html</link>
            <guid>http://gulcanla.blogcu.com/galata-mevlevihanesi_11615451.html</guid> 
            <description>Galata Mevlevihanesi Müzesi 
II.Bayazid dönemi beylerbeylerinden İskender Paşa'nın Galata sırtlarında bulunan av köşkü üzerinde 1491'de inşa edilen Galata diğer adıyla Kulekapısı Mevlevihanesi İstanbul'da inşa edilen ilk mevlevihanedir. Sultan III. Mustafa devrinde şeyh İsa Dede'nin postnişinliği zamanında çıkan 1765 Tophane yangını ile tamamen yanan Mevlevihane, 1766'da yeniden inşa edilmiştir. Bu ilk Mevlevihane ile ilgili fazla bilgi olmamakla birlikte Evliya Çelebi Galata Mevlevihanesi'nde yüz kadar derviş hücresinin olduğundan bahseder. Sırasıyla Sultan III. Selim, Sultan II.Mahmud ve Sultan Abdulmecid dönemlerinde esaslı onarımlar geçirmiştir .
Manas Kalfa tarafından yapılan onarımla son şeklini alan Semahane'de kapı üzerinde bu onarımla ilgili Sultan Abdulmecid tuğralı 1859( H.1279) tarihli inşa kitabesi bulunmaktadır. III. Selim zamanında 1791'de ünlü Divan Şairi Şeyh Galib'in postnişinliğine atanmasıyla altın devrini yaşayan Mevlevihane Osmanlı döneminde yenilikçi ve modernleşmenin öncüsü olmuştur. Galata Mevlevihanesi'nde 1925 yılında tekkelerin kapatılmasına kadar geçen 434 yıl boyunca Türk edebiyatına, musikisine ve diğer sanat dallarına hizmet veren edebiyatçı, sanatkar ve müzisyen yetişmiştir.
Müzenin ana binasını oluşturan semahane; Alk katta dedegan odaları, somat ve meydan; girişte ortada ahşap sütunlarla oluşan sekizgen mekanda Sema Alanı, solda kuzeyden girişi olan Bacılar Dairesi ve sağda İdare olarak kullanılan güneybatıdan girişi olan Selamlık giriş ve holü; Üstte Hünkar Mahfili, Konya postnişin odası ve yabancılar loca bulunmaktadır. Müzenin Semahane bölümü ziyarete açık olup sema alanının etrafındaki vitrinlerde Mevlev...</description>
            <pubDate>Sat, 22 Mar 2008 23:18:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://gulcanla.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>